Bugun...
Bizi izleyin:



Deyimlerin Açıklamaları B

Tarih: 19-03-2019 09:18:56 Güncelleme: 19-03-2019 09:26:56 + -


Deyimlerin atasözleri gibi özlü sözlerdir, bir olayı bir deyimle kolayca açıklayabiliriz. Deyimler yerinde kullanıldığı zaman hem anlam bütünlüğü hem de konular daha iyi anlatılabilir.


Deyimlerin Açıklamaları B

Deyimlerin Anlamları  B

 

Baba adam: Yaşlı, olgun iyi yürekli, hoşgörülü kişi, iyiliksever.

Baba bucağı: Babadan, dededen kalma mülk.

Baba değil, tırabzan babası: Çocuklarına hayrı dokunmayan baba. Hayırsız baba.             

Babahindi gibi kabarmak: Kendini çok beğenmek. Böbürlenmek. Gereksiz kibir.

Babaları tutmak / üstünde olmak: Sinir ve öfkeye kapılarak bağırıp çağmak.        

Babalık etmek: Baba gibi davranmak. Kendinden küçük birine yardım etmek, onu çocuğu gibi koruyup kollamak. Karşılıksız sahip çıkmak.

Babalık fırın has işler: Bir iş tutmayıp babasının parasıyla geçiniyor.

Babamın / ustamın adı hıdır, elimden gelen budur: Ancak bu kadarım becerebiliyorum, ancak buna gücüm yetiyor, kusura bakmayın, ne yapayım yapabildiğim bu.

Babana rahmet: Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; ben de öyle düşünüyorum. Allah senden razı olsun.

Babanın / dedenin canı için: Ölmüş babanın ruhunu şad etmek için.

Baba ocağı / yurdu: 1) Babadan] dededen kalmış ev, toprak, yurt. 2)' Babanın / dedenin içinde yaşadığı ev. Baba evi.

Babasına rahmet okumaz: Kimseyi iyilikle anmaz. Herkes için kötü düşünür, şerli insan.

Babasına taş çıkartmak: (Bazı konularda) Babasından üstün, yetenekli olmak. Babasını geçmek.

Babasının hayrına Hiçbir çıkar düşünmeden / gözetmeden.

Babasının hayrına mı? Bir çıkar bekleyerek / umarak.

Babasının oğlu: Huyları babasına benzeyen. Tıpkı babası.

Babası üstünde olmak: Bak. Babaları tutmak.

Baba yurdu: Bak. Baba ocağı.

Babası turp, anası şalgam: 1) Anası babası, soyu sopu bellisiz. Ne idüğü bellisiz kimselerin çocuğu. 2) Görgüsüz, bayağı bir ailenin çocuğu. Bak. Anan turp, baban şalgam. Anası sarmısak, babası soğan.              

Babaya oturmak: (Argo) Başarısızlığa uğramak. Kötü sonuç almak, çok fena yanılmak.

Babayı almak: (Argo) Oyunda yenilmek, kaybetmek, her şey boşa gitti işte…

Bacak kadar: 1) Küçücük / ufacık (çocuk). 2) Kısa boylu, ufak tefek.

Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var: Yaşı küçük ama türlü çeşit huylar edinmiş.

Bacakları kopmak: Çok yorulmak,

Bacası tütmek: I) İşleri yolunda olmak. 2) Aile için: Yaşamı düzenli sürmek.

Bacası tütmez olmak: İşleri bozulmak. Büyük bir yıkıma uğrayarak ailesi dağılmak.

Badi badi yürümek: Bacaklarını açıp vücudunu ördek gibi iki yana eğerek paytak yürümek.

Bağ bayırda, tarla çayırda: Her şey uygun ortamda daha verimli olur.

Bağ bozmak: Üzüm  bağının son ürünlerini / meyvelerini toplayıp kaldırmak

Bağdat harap: Karnım çok aç. Midem bomboş.

Bağırsağını deşmek: Karnından yaralayarak öldürmek.

Bağlandığı yerde oflamak: Yerinde saymak, hiç ilerlememek.

Bağrına basmak: 1) Kucaklamak, göğsüne basmak. Göğsü üzerine yaslayıp sevmek. 2) Birini yanına alıp korumak, kollamak, yetiştirmek.

Bağrına işlemek: İçine işlemek, Saplanmak, kalbine acı vermek

Bağrına taş basmak: Derdini kimseye açmaksızın her türlü acıya katlanmak.

Bağrını delmek: Çok dokunmak. İçine işlemek. Aşırı üzülmesine yol açmak.

Bağrım ezmek: Yüreğini yaralamak.

Bağrı yanık: Çok acı çekmiş, çok kahır görmüş.

Bağrı yufka olmak: Hafif, zayıf giyinmiş olmak. 2) Acıma hissi kuvvetli, merhamet sahibi

Bahan başma vurmak: Duygusuna / öfkesine kapılıp ne yaptığını, ne söylediğini bilememek. Bak. Afyonu başına vurmak. 2) Soğuk havada ince giyinmek, gençlere özenerek ince giyinmek.

Bahis açmak: Bir kimse / şey üstüne konuşmaya başlamak.

 

Bahse girmek / girişmek / tutuşmak: Herhangi bir konuda karşıt görüşler öne süren kişilerden / taraflardan her biri kendi görüşü yanlış çıktığında öbürüne bir şey vermeyi kabul etmek.

Bahtı açık olmak: Talihi açık / iyi olmak. Talihli olmak. Şansı açık.

Bahtı bağlı olmak: 1) Talihi kapalı / kötü olmak. İşleri istediği gibi gitmemek. 2) Bir kıza evlenecek istekli çıkmamak.

Bahtı kara: 1) Talihsiz. Talihi kötü. 2) Mutsuz.

Bahtına küsmek: İşlerin ters gitmesinden dolayı karamsar olmak. Karamsarlığa kapılmak.

Bakla dökmek: Bakla açarak fal bakmak.

Bakla oda nohut sofa: Çok küçük ve dar ev.

Baklayı ağzından çıkarmak: Sabrı tükenip sırrını, sakladığı şeyleri söyleyivermek:

Balaban aş  pişirmiş, .çocuklarını başına üşürmüş : Ortaya koyduğu iyi şeylerden yalnızca kendisiyle çocukları yararlanıyor.

Bal alacak çiçeği bilmek: Nereden çıkar sağlayacağını, Kimden yararlanacağını bilmek.

Baldırı çıplak: I) İşsiz güçsüz, ayaktakımından. 2) Serseri. 3) Fakir

Baldırının etini yiyip kasaba minnet etmemek: Elinde olan ile yetinmek.

Bal dök(de) yala: Yerler pıl pırıl, tertemiz.

Balgam atmak: Yapılmakta olan iş üzerinde kuşku uyandıracak bir söz söylemek.                                                              

Bal gibi: 1) Çok tatlı. 2) Çok iyi. Gereği gibi.

Balık etinde: Ne şişman, ne zayıf. Tam ölçüsünde.

Balık istifi: Sıkış sıkış. Pek sıkışık durumda. 

Balık kavağa çıkınca: Olamayacak bir şey gerçekleşirse.

Balıklama atlamak / dalmak: I) Balık gibi gergin, düz ve baş aşağı bir biçimde suya atlamak / dalmak. 2) Bir işe, bir duruma, bir eyleme sonucunun ne olduğunu düşünmeden hemen girişmek.

Balmumu gibi erimek: Çok zayıflamak.

Balmumu yapıştırmak: Unutulmaması için işaret koymak. Mim koymak. Aklında tutmak.     

Balon uçurmak: İlgilileri şaşırtmak ya da onların nasıl davranacaklarım anlamak için asılsız, yalan haber yaymak.

Balta değmemiş / girmemiş / görmemiş: Hiçbir ağacı kesilmemiş (orman).          

Balta olmak: 1) Birinden sürekli olarak bir şey istemek, bunun için tedirgin etmek. Askıntı olmak. Asılmak. Yanından ayrılmamak. Musallat olmak. 2) Sırnaşmak, yılışmak.

 

Baltayı taşa vurmak: Bilmeyerek birine dokunacak bir söz söylemek. Bak. Çam devirmek, gaf yapmak, pot kırmak.

Bam teline basmak: Bir kimseyi duyarlı olduğu bir konuda kızdıracak bir söz söylemek ya da davranışta bulunmak.'

Bana ağız tamburası çalıyor: Beni sözle oyalayarak zamanımı boşa geçirtiyor. Boş boş konuşarak oyalamak.

Bana da / bize de mi lolo? Başkalarını kandırabilirsin, ama bana bize yutturamazsın, ben/biz senin oyunlarını iyi bilirim/biliriz.

Bana / sana / ona göre hava hoş: Ne olursa olsun benim / senin / onun için farketmez, sonuç değişmez. Olsa da olur, olmasa da.

Bana mısın dememek: Aldırış etmemek, etkilenmemek. Dayanmak. (vurdumduymaz)

Bardağı taşıran son damla: İnsanın sabrını tüketen son söz ya da dav-

Bardağı taşırmak: Sabrı tüketmek.

Bardaktan boşanırcasına: (Yağmur için) Aşırı, şiddetli yağmak.

Barış görüş olmak: Barışmak. Aradaki küskünlüğü kaldırıp dostluğu yenilemeye başlamak.

Barut fıçısı: İçinden her an kavga, savaş, karışıklık çıkabilecek yer.

Barut gibi: 1) Çok sert. 2) Çok sinirli, kızgın. 3) Çok acı / ekşi.

Barut kesilmek: aşırı/ çok öfkelenmek, sinirlenmek.

Barut kokusu gelmek : Savaş olasılığı / tehlikesi belirmek / sezilmek.

Barutla oynamak: Tehlikeli işlere girişmek.

Basamak yapmak: Yükselmek için bir kişiyi / durumu araç olarak kullanmak.

Basıp gitmek: Kafasına koyduğu şeyi yapmak üzere, bulunduğu yerden kimseye danışmadan birdenbire ayrılmak, çekip gitmek.

Basireti bağlanmak: İleriyi görememek; iyi ve doğru düşünüp gerekli önlemleri alamamak.

Baskına uğramak: 1) Düşmanın beklenmedik bir saldırısıyla karşılaşmak. 2) Bir yerde suçüstü yakalanmak. 3) Su için: Beklenmedik bir zamanda çevreyi kaplamak.

Baskın çıkmak / gelmek: Üstünlüğünü göstermek, Üstün gelmek.

Baskın vermek: Baskına uğramak, basılmak.

Baskın yapmak: 1) Bir kimseyi suçüstü yakalamak amacıyla bulunduğu yere ansızın girmek. 2) Düşmana ansızın saldırmak. 3) Birine, bir yere ansızın konuk gelmek.

Bastığı yerde ot bitmemek: Gittiği yeri yakıp yıkmak, oraya uğursuzluk, yıkım götürmek.

Bastığı yeri bilmemek: 1) Çok sevinçli olmak, sevinçten uçmak. 2) Coşkudan, şaşkınlıktan aşın davranışlarda bulunmak, durumunu denetleyememek.

 

Baston / kazık yutmuş gibi: Dimdik duran, yürüyen, oturan.

Başa baş: Eşit, denk, birlikte.

Başa çıkamamak: Gücü yetmemek. Baş edememek.

Başa çıkarmak: 1) Bir işi bitirmek, sona erdirmek. 2) Birini çok şımartmak.           

Baş açmak: Bir işi yapmaya istekle koşmak.

Başa çıkmak: Baş etmek. Gücü yetmek. Üstesinden gelmek.

Başa geçmek: 1) En üstün yeri almak, yönetici durumuna yükselmek. 2) İlk sıraya geçmek. İlk sırayı almak.

Başa gelmek: Kötü bir duruma düşmek / uğramak.

Başa güreşmek: 1) Yarışmada birinciliği kazanmak, ilk sırayı almak  için uğraşmak2) En ağır kiloda güreşmek.

Baş ağrıtmak: Çok konuşarak birini bunaltmak, rahatsız etmek. (Başını ütülemek.)

Başa / başına kakmak: Yaptığı iyiliği yüzüne vurarak birini incitmek, üzmek.        

Baş alamamak: Bir işten yakayı kurtaramamak, fırsat ve vakit bulamamak.

Baş aşağı gelmek: 1) Tepesi üstü düşmek. 2) İşleri alt üst olmak.

Baş aşağı gitmek: Durmadan kötüleşmek, zarar etmek. Sürekli kötüye gitmek.

Baş bağlamak: I) Başına örtü örtmek. 2) Başak vermek. 3) Kendini birine / bir şeye bağlamak. Bağlanmak.

Baş başa: Birlikte.           

 Baş başa bırakmak: Görüşmeleri için iki kişiyi yalnız bırakmak.

Baş başa kalmak: (İki kişi) Yalnız kalmak. İkisi yalnız kalmak.

Baş başa / kafa kafaya vermek: I) Dayanışmak. 2) Birkaç kişi bir araya gelip bir konuyu görüşmek. Dertleşmek.

Baş belâsı: Sürekli rahatsız eden, bir türlü uzaklaştırılamayan bir kişi ya da şey.

Baş beyin kalmamak: 1) Gürültüden, şamatadan, çok konuşma dinlemekten kafası yorulup rahatsız olmak. Kafası şişmek. 2) Sıkıntılı, zorlu sorunları sürekli düşünmekten kafası yorulmak.

Başı çekmek: I) Öncülük etmek. Önayak olmak. 2/ Halayın başında bulunup oyunu yönetmek.

Baş döndüren / döndürücü: I) Çok hızlı. İzlenmesi olanaksız denecek kadar hızlı. 2) Baygınlık verici. 3) Korkutucu, korku veren. 4) Sarhoş edici. 5) Hayranlık uyandırıcı.

Baş edememek: 1) Başaramamak, üstesinden gelememek, gücü yetmemek. 2) Bir kimsenin söz ve davranışlarını düzeltememek.

 

Baş / boyun eğmek: Direnmekten cayıp güçlünün buyruğuna girmeyi kabul etmek.

Baş elde İken: Sağ iken. Henüz ölmeden.

Baş etmek: I) Gücü yetmek. Üstesinden gelmek. 2) Başarmak.

Baş / yüz göstermek: 1) Belirmek, ortaya çıkmak: 2) (Güneş için) Doğmak.

Baş göz etmek: 1)Evermek. Evlendirmek. 2) Uyarmak

Başı ağrımak: Bir işten dolayı sorumlu ya da suçlu duruma düşmek, üzülmek.

Başı altından çıkmak: (Kötü bir olay için) Birinin tasarlaması ve düzenlemesiyle meydana gelmek.

Baş bağlı olmak: I) Nişanlı ya da evli olmak. 2) Bir yerde çalışmakta olduğundan oradan hemen ayrılamayacak durumda olmak. 3) Özgür olmamak.

Başı belâya girmek: Sıkıcı, tehlikeli, üzücü bir durumla karşılaşmak.

Başı boş bırakmak: Birinin üzerindeki denetim ve gözetimi kaldırmak, onu kendi bildiğini yapmaya bırakmak.

Başı boş dolaşmak: Kendi başına, özgürce dolaşmak.

Başı boş kalmak: Kendi başına kalmak, karışanı görüşeni olmamak.

Başı çatlamak: Başı çok ağrımak.

Baş çekmek: Bak. Baş çekmek.

Başı dara düşmek / darda olmak: 1) Sıkıntılı, umarsız bir duruma düşmek / durumda olmak. 2) Para sıkıntısı çekmek.

Başı derde düşmek / girmek: Can sıkıcı, üzücü bir duruma düşmek

Başı dertte olmak: Çok sıkıntılı bir durumda olmak. Tehlike içinde olmak.

Başı dinç olmak: Huzur içinde olmak; kaygısı, tasası bulunmamak.

Başı dönmek: 1) İnsana dengesini yitirmesi, çevresinin dönmesi, ayağının altından yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. 2) Sıkıntı yaratan bir durum karşısında bunalmak. 3) Görkemli bir şey karşısında şaşırmak. 4) Mevki, para, ün dolayısıyla şımarıkça davranışlarda bulunmak.

Başı dumanlı: l) Doruğunu, üzerini sis kaplamış. 2) Aşktan ya da içkiden sarhoş olmuş.

Başı göğe değmek / ermek: Umulmayan bir mutluluğa kavuşmak, bundan dolayı sevinip övünmek.

Başı hoş olmamak: (Bir şeyden) Hoşlanmamak.

Başı / burnu havada: Burnu büyük, kibirli.

Başı kabak: l) Saçlan dökülmüş, dazlak. 2) Şapkasız, başörtüsüz.

Başı kalabalık olmak: Yanında iş için, konuşmak için çok kişi bulunmak.

Başı / kafası kazan olmak / kazan gibi olmak; Gürültüden ötürü başında uğultulu bir sersemlik olmak. Kafası şişmek.

Başımla beraber: Memnuniyetle, seve seve.

Başıma belâ açılmak: Sıkıntılı, üzücü bir durumla karşılaşmak,

Başıma belâ etmek: Kendisine sıkıntı, üzüntü verecek bir duruma getirmek.

Başına belâ kesilmek: (Bir kimse ya da şey) Dert olacak, sıkıntı ve üzüntü verecek bir duruma gelmek.

Başına belâ olmak: Sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak.

Başına belayı satın almak: Başını derde sokmak. Üzücü olduğu sonradan anlaşılan bir işe kendi isteğiyle girişmiş olmak.

 

Başına bir hal gelmek: Kötü bir duruma uğramak.

Başına bitmek: Birine musallat olmak, istemediği halde onun yanından ayrılmamak.                        

Başına buyruk: Kimseden izin almaksızın istediği gibi davranan.

Başına çalmak: Bir şeyi birine öfkeyle, sert bir tavırla vermek, geri vermek.

Başına / tepesine çıkmak: Birinden yüz bulup şımarmak, şımarıkça davranmak.

Başına çorap örmek: Birini yıkıma sürüklemek, tuzağa düşürmek için gizlice hazırlık yapmak, plan hazırlamak. Fesat kurmak.

Başına çökmek: 1) Altına alıp dövmek. 2) Büyük bir iştahla sofranın / yemeğin başına oturmak. 3) Yerde yapılacak bir işi çabucak bitirmek amacıyla oturup ele almak.

Başına dert / iş açmak: Umutla başlanan, ama sonradan sıkıntılara, üzüntülere yol açan bir işe girişmek.

Başına devlet kuşu konmak: Beklemediği büyük bir nimete, mevkiye, servete kavuşmak.

Başına dikilmek: 1) Birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak. 2) Bir işi yaptırmak için birinin yanında ayakta durmak. Başında bulunmak.

Başına dikmek: 1) Birini ya da bir şeyi korumak için bir kişiyi görevlendirmek. 2) Bir içeceği, kabını yukarı kaldırarak sonuna kadar içmek.     

Başına dolamak / sarmak / yıkmak: Bir kimseye sürekli uğraşıp duracağı güç bir iş vermek. Zor bir işi birinin üzerine bırakıp gitmek.

Başına ekşimek: 1) Birine ağır bir yük olmak. 2) Üstüne kalmak.

Başına geçmek: I) Bir işin yönetimini ele almak; bir işi yapmaya başlamak. 2) Bir şeyi görevi altında bulundurmak.

Başına geçirmek: 1) Başına giymek. 2) Bir şeyi öfkeyle birinin başına

Başına gelmek: 1)Kötü bir durumla karşılaşmak. 2) Beklenmedik, şaşırtıcı bir durum ya da olayla karşılaşmak. Başından geçmek.

Başına açmak: Bak. Başına dert açmak.

Başına kakmak: Bak, Başa kakmak.

Başına karalar bağlamak: 1) Yas tutmak 2) Üzülmek.

Başı nara yanmak: Birinin yüzünden büyük zarara uğramak. Bak. Ateşine yanmak.

Başına sarmak: Bak. Başına dolamak.

Başına taç etmek: Çok değer vermek, aşırı ilgi göstermek.

Başına toplamak: Konuşmak ya da birlikte iş yapmak için başkalarını çevresine / yanına toplamak.

Başına vur, ağzından lokmasını al // Kafasına vur, elinden ekmeğini al: Sessiz, uysal, zayıf (kimse).

Başına vurmak: 1) Havadaki zehirli gazdan ya da içilen içkiden başı ağrımak, hastalanmak. 2) Ne yaptığım bilmez duruma düşmek.

Başına yıkmak: Bak. Başına dolamak.

Başında beklemek: Korunması gereken bir şeyin ya da bir hastanın yanında durup gözetlemek. Başından ayrılmamak.

Başında değirmen çevirmek: Gürültü yaparak, çok konuşarak bir kimsenin başım döndürmek; bir kimseyi rahatsız etmek. Bak. Tepesinde havan dövmek. Sürekli aynı şeyleri tekrar ederek rahatsız etmek.

Başında durmak: Bir işin yapılmasını sağlamak amacıyla yapanın yanında bulunup denetlemek, gözetlemek.

Başında kavak yeli / yelleri esmek: l) Gerçekleşmeyecek tatlı hayaller kurmak. 2) Sorumluluktan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak.

Başından atmak / savmak: I) Zor bir işi yapmamanın ya da başkasına yüklemenin yolunu bulmak. 2) Bir istekte' bulunan kimseyi bir bahaneyle yanından uzaklaştırmak.

Başından büyük işe / işlere girişmek: Zor tehlikeli, gücünün üstünde işlere kalkışmak.

Başından büyük halt etmek: Bak. Başından büyük işe girişmek /kalkışmak.

Başından geçmek: Daha önce aynı duruma yaşamış olmak; aynı şeyleri daha önceden görmek

Başından (aşağı) kaynar su/sular dökülmek: Utandırıcı, sıkıcı, kaygılandırıcı bir durum karşısında vücudunu sıcak ter basmak. Çok şaşırmak.

Başından kesmek: Yapılması istenmeyen bir işi daha başlamadan. önlemek.

Başından korkmak: Yapacağı bir işten dolayı canına kıyılacağından ya da büyük bir cezaya çarptırılacağından, ağır suçlu sayılacağından çekinmek.

Başından savmak: Bak. Başından atmak.

Başında taşımak: Çok değer vermek, her şeyden üstün tutmak.

Başında torbası eksik: Eşek / hayvan gibi adam.

Başını ağrıtmak: I) Gereksiz, yersiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak. 2) Bir iş için bir kimseyi rahatsız etmek, tedirgin etmek, uğraştırmak.

Başını alıp gitmek: İzin almadan, kimseye bildirmeden ve danışmadan bulunduğu yerden uzaklaşmak.

Başını alamamak: Bir şeyden kurtulamamak. Çok meşgul.

Başım ateşlere yakmak: Başına büyük bir dert almak.

Başını bağlamak: Birini evlendirmek. Nikâhlamak.

Başını beklemek: Bak. Başında beklemek.                            

Başını belaya derde sokmak: Birini kötü sonuçlar verecek, başını ağrıtacak bir duruma itmek ya da kendisi bu duruma düşmek.

 

Başını bir yere bağlamak: Birini bir işe yerleştirerek onu aylaklıktan kurtarmak. 

 

Başını boş bırakmak: Bir şeyi ya da kimseyi kendi haline bırakmak. Serbest bırakmak.

(Kendi) Başını derde sokmak: Gereği yokken sıkıcı, üzücü, yorucu bil işe girişmek.

Başını dinlemek: Gürültüden, kalabalıktan, işten uzaklaşıp sessiz bir yerde dinlenmek, vakit geçirmek.

Başını döndürmek: I) Çok beğenmek, hoşlanmak, ilgi duymak. 2) İçki, tütün, korku dolayısıyla bayılacak gibi olmak.

Başını ezmek: Birini bir daha kötülük yapamayacak, canlanamayacak duruma getirmek.                 

Başını gözünü yararak: Eksik, yanlış ve kusurlu olarak.

Başını gözünü yarmak / yararak yapmak: Bir işi eksik, yanlış, kötü yapmak; istenildiği gibi yapamamak.

Başını / kafasını kaldırmamak: Bir işi aralıksız sürdürmek. Sürekli çalışmak.

Başını kaldıramamak: 1) İşten başını alamamak; durmadan çalışmak. 2) İyileşememek, yataktan çıkamamak.

Başını / kafasını kaşımaya / kaşıyacak vakti olmamak: İşi başından aşkın olmak. En küçük bir başka işle uğraşamayacak kadar çok işi olmak.                        

Başını koltuğunun altına almak: Ölümü göze alarak bir işe girişmek. Bak. Kelleyi koltuğa almak.

 Başmı kurtarmak: 1) Canım konmak. 2) Geçimini sağlayacak duruma gelmek.

Başının altından çıkmak: Kötü bir işi gizlice ve kurnazca tasarlayıp düzenlemek.

Başını nâra yakmak: Birini ya da kendini ağır, dayanılmaz bir zarara sokmak.                                       

Başının çaresine bakmak: 'İçinde bulunduğu güç durumdan kendi çabasıyla kurtulmaya çalışmak. Kendi işini kendi yapmak.

Başının / canının derdine düşmek: Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, tehlikeli bir durumda bulunmak ve kurtuluş yolu aramak.

Başının etini yemek: Birinden sürekli ve dirençli olarak bir şey istemek, bu yolda durmadan konuşarak onu tedirgin etmek.

Başımın gözünün sadakası: Başa gelecek bir belâyı savmak / önlemek için yapılan özveri. 

Başını ortaya koymak: Bir işe girişirken ölümü göze almak.

Başını / kafasını sokmak: Yeterince güzel ve rahat olmasa da barınılabilecek, oturulabilecek bir yer bulmak.

Başını taşa vurmak: Yaptığına pişman olmak.

Başını taşlara çarpmak / taştan taşa vurmak: Fırsatı kaçırıp çaresiz kaldığı için üzülerek dövünmek. Çok pişman olmak.

Başını toplamak: (Kadınlar için) Saçım toplayıp başına bir çekidüzen vermek.

Başını uçurmak: Kellesini uçurmak.

Başını vermek: İnancı, ülküsü uğrunda ölmek / öldürülmek.

Başını yakmak: Güç bir duruma sokmak.

Başını yemek: Birisinin ölümüne, yıkımına yol açmak.

Başın / başınız sağ olsun: (Yakınlarından biri ölmüş bir kimseye  söylenir.) Çok üzüldüm, sen sağ ol, Tanrı sabırlar versin. 

Başı önünde: I) Utangaç. 2) Uslu, terbiyeli.          

Başı sıkılmak / sıkışmak: Herhangi bir güçlükle karşılaşmak.

Başı sıkıya gelmek: Herhangi bir güçlük karşısında bunalmak, zor durumda kalmak.   

Baş taşa değmek / gelmek: Çetin bir durumla karşılaşmak ve bundan ders almak.

Başı taşa, taşı başa vurmak: her türlü yolu deneyerek güç bir işi başarmaya çalışmak.

Başı tutmak: Gürültüden / üzüntüden başı ağrımak.

Başı üstünde yeri olmak: 1) Her zaman iyi karşılanmak / ağırlanmak, saygı görmek. 2) Bir düşünce ya da davranışı uygun bulmak.






FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Edebiyat Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Seydişehir Kuğulu Park
    Seydişehir Kuğulu Park
  • Fas Turizmi ve Fas Resimleri
    Fas Turizmi ve Fas Resimleri
  • Bir Gül Bahçesine Girercesine
    Bir Gül Bahçesine Girercesine
  • Poz veren hayvanlar
    Poz veren hayvanlar
  • Günün Fotoğrafları-Hayatın İçinden
    Günün Fotoğrafları-Hayatın İçinden
  • Halı ve Kilim Motiflerinden Örnekler
    Halı ve Kilim Motiflerinden  Örnekler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Gönül Sultanları- Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi
    resim yok
  • Dış Ticaret de Teslim Şekilleri
    Dış Ticaret de Teslim Şekilleri
  • Frikik oyunu
    Frikik oyunu
  • Bob Marley,merak etme ,mutlu ol
    Bob Marley,merak etme ,mutlu ol
  • Bob Marley-no woman no cry
    Bob Marley-no woman no cry
  • Kedilerin efendisi
    Kedilerin efendisi
VİDEO GALERİ
YUKARI